Aşure gününe dair bir hikaye-Nefsine Ağla
Aşure günü bütün Halepliler, şehrin Antakya kapısında toplanırlar ve Ehl-i Beyt’in yasını tutarlardı. Yezid’in, Şimr’in yaptığı zulümleri bir bir sayarak, feryat edip ağlarlardı. Sesleri bütün ovayı, çölü kaplardı.
Yine böyle bir aşure günü, şehire garip bir şair geldi. Merak edip kalabalığın bulunduğu tarafa doğru gitti. İnsanları feryadü figan içinde görünce kendi kendine, “Herhalde büyük bir bey öldü, Bu kalabalık sıradan biri için toplanmaz” dedi. Topluluğa yaklaşıp birine sordu:
“Ben yabancıyım, onun için bilmem. Ölen kimsenin özelliklerini bana söylerseniz, güzel bir mersiye yazarım. Şairliğim için de bir azık parası verirsiniz” dedi.
Bu sözleri duyanlardan biri,
“Sen deli misin, yoksa Ehl-i Beyr düşmanı mısın? Aşure gününden haberin yok mu? Ehl-i Beyt için üç gün yas tutmanın, 100 sene ibadetten daha değerli olduğunu bilmiyor musun?” dedi.
Şair, “Her mü’min Hz. Muhammed’i (sav) ne kadar çok seviyorsa, onun ciğerparesi Hz. Hüseyin efendimizi de o kadar çok sever. Doğru ama Yezid’in devri nerede? Aradan kaç yıl geçmiş? Kerbela faciasının haberi buraya ne kadar geç gelmiş? Körlerin gözleri bile o kötülükleri gördü. Sağırlar bile onların acıklı hikayesini işitti. Siz şimdiye kadar uyuyor muydunuz? Kerbela’yı yeni mi duydunuz? Yas tutup elbiselerinizi parçalıyorsunuz” dedi.
(daha fazla…)


Son Yorumlar